Hoşgeldin misafir ( Giriş | Kayıt ) Etkinleştirme E-Postasını Yeniden Gönder



Sayfa: (2) [1] 2  ( İlk okunmamış iletiye git ) Reply to this topicStart new topicStart Poll

» Bedrİ Baykam, GÖRÜŞ
kitapsiz
Gönderme: Jun 23 2009, 16:15 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline









user posted image


İran ve Kafası Karışık Solcularımız!

İran’da yaşanan olaylar hem çok üzücü, hem de ülkemiz açısından birçok yönüyle düşündürücü. Bu köklü tarihe sahip komşu ülkenin halkı, büyük bir onur ve cesaretle, korkusuzca dinci diktatörlüğe karşı direniyor. Daha seçimlerden önce reformcuların kazanma olasılığına karşı “direnişi ezeriz” fetvası veren İran Humeynicileri’nin “Devrim Muhafızları”, seçim sonrası yapılan gösterilerde onlarca kişiyi, ateş açarak öldürdü.

Siyasette dini referans alan yobazların, demokrasiye inanmadıkları ve “hak yolunda” her seçim hilesini “mübah” gördüklerini biliyoruz. Burada ister programla oynama, ister sandık kaybetme, ister uçucu mürekkep kullanma, ister tehdit ve hileli oy toplama olsun, bunun birçok yöntemi var. Özellikle de seçimde tarafsız gözlemci yoksa ve bütün kontrol mekanizmaları diktatörlerin elindeyse… Dolayısıyla, şayet iddia edildiği gibi, Musavi, iddiaların aksine 14 milyon oy farkla seçimi kazandıysa, hiç şaşırmam. Gerek göstericilere karşı kullanılan şiddet, gerek her türlü haberleşmeyi engelleyerek onları dünyadan ve birbirlerinden soyutlamak, gerek Musavi yanlılarına dini lider Hamaney’in yaptığı açık tehditler, bu karanlık baskı rejimini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Tüm bu vahim gelişmeler karşısında Türk solcularının kafası oldukça karışık. Özellikle kendini koyu Kemalist olarak tanımlayan bazı gençler, sırf ABD’ye karşı açıkça tavır alıyor diye, dinci diktatör Ahmedinejad’ı destekliyorlar. Tabii bu aklı çelinmiş grubun arasına Chavez’in karışmış olması, daha mazur görülebilir. Ama bizimkilerin hiçbir mazereti yok. Çünkü dinci faşizmin oportünist taktiklerini de, saldırganlığını da, takıyyeciliğini de ezbere biliyor olmaları lazım. Belki istisnai bir genel barış çağrısı dışında, hiçbir gerekçeyle yobazlarla siyasal işbirliği yapılamaz. Şah rejimine karşı Mollalarla birlikte mücadele eden İranlı TUDEH Partisi’nden solcular, 1979’da yobaz “devrim”(!) sonrasında, “son kullanım tarihleri” geçtikten sonra topluca vinçlerle idam edildiler. Herhalde idam sehpasında, birbirlerine “Biz nasıl bu tarihi salaklığı yaptık?” diye soruyorlardı… Bu koca gaf nedeniyle İran halkı, faşist bir Şah rejiminden, ondan bile çok daha kötü bir dinci-diktaya geçti. Bugün bu sorumsuz çıkışları yapan gençler, o gün henüz doğmamışlardı.

Bu yorumlarla uzaktan ahkâm kesenlerin, biraz kendilerini o karanlık rejim altında ezilen halkın yerine koyabilmeleri lazım. En önemli nokta da şu: Sorgusuz sualsiz topluca herkesin idam edilebildiği bir ülkede halk, canı pahasına bu onurlu direnci, göğsünü siper ederek gösterebiliyorsa, Türkiye’de kendi mütevazı muhalefetini, akşam çay eşliğinde dizi seyrederek yapma lüksüne sahip olanların, hiçbir ciddi konuşma hakkı yoktur. “İran’da olup bitenleri, orada ölüme koşan ve o ortamda yaşayan halk anlamaz, bir tek biz anlarız. Onların hepsi ABD’nin oyuncağı olmuş, Sorosçuluk orada da belki adımlar atmış” anlamına gelen sorumsuz cümleleri sarf ederken biraz insaf, mantık ve saygı lazım! İranlı Müslümanların da Atatürk’ün tarif ettiği rotada yaşamak istemeleri, nasıl “Amerikancılık” olabilir?!

Şunu unutmayalım ki, İran halkı, Mollalar tarafından kandırıldıktan sonra kaybettikleri özgürlüklerini, tüm baskılara karşın geri kazanmaya çalışıyor. Demokrat insan, kendi görüşlerini ve adımlarını evrensel doğrulara göre şekillendirir.. ABD’nin pozisyonuna bakarak değil. Ayrıca hâlâ bilmeyenler varsa, gidip “Umut” davasını tekrar karıştırıp, İran mollalarının canımız Atatürkçü aydınlarımızı nasıl yok ettiklerini hatırlasınlar!

İranlı üniversite arkadaşım Farid Hashmati, 1979 yılında Paris’te bana, “Bu aynen sizin başınıza da gelecek, engelleyemezsiniz.. çünkü siz de Müslümansınız” demişti. Ben de onun “cehaletine” acıyarak bakıp, malum yanıtlarla “Cumhuriyetimizin farkını” anlatmıştım. Bugünlerde Farid’le karşılaşsam, acaba mahcup olur muyum dersiniz?..



BEDRİ BAYKAM

GÖRÜŞ

Cumhuriyet 23.06.2009




--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
kitapsiz
Gönderme: Jun 23 2009, 16:38 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline




Bedri hocam,


bu gün beni arkadas listenize davet ettiginizi görünce nasil sevindigimi anlatamam. cok tesekkürederim.

kadin ve din sitesinde sizin icin bir baslik acip, bu günkü yazinizi buraya koplayaladim. basligi igneledim.

izin verirseniz , bu günden itibaren bütün yazilarinizi bu baslik altinda toplayacagim.



--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
kitapsiz
Gönderme: Jun 24 2009, 14:17 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline



Bedri Baykam yazilarini buraya asmam izin verdi. kendisine cok tesekkürediyorum.


--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
kitapsiz
Gönderme: Jun 24 2009, 16:47 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline




--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
nonagam
Gönderme: Jun 24 2009, 17:58 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 591
Katılım: 12-March 08
Üye No: 3

Status: Offline


Ressam olan Bedri Baykam mi bu? Baska Bedri Baykam var mi onu da bilmiyorum gerci tongue.gif


--------------------
"Doğal insan, mantığı olmayan bir hayvandır." - Frank Herbert
PMEmail Poster
Top
kitapsiz
Gönderme: Jun 24 2009, 18:29 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline


QUOTE (nonagam @ Jun 24 2009, 15:58 PM)
Ressam olan Bedri Baykam mi bu? Baska Bedri Baykam var mi onu da bilmiyorum gerci tongue.gif


Ressam olan Bedri Baykam smile.gif


--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
nonagam
Gönderme: Jun 24 2009, 18:56 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 591
Katılım: 12-March 08
Üye No: 3

Status: Offline


QUOTE (kitapsiz @ Jun 24 2009, 15:29 PM)
QUOTE (nonagam @ Jun 24 2009, 15:58 PM)
Ressam olan Bedri Baykam mi bu? Baska Bedri Baykam var mi onu da bilmiyorum gerci tongue.gif


Ressam olan Bedri Baykam smile.gif

Calismalarina goz gezdirmisligim var. Fikirlerini de soyle bir taramistim....

Sevemedim ben bu adami bi turlu smile.gif Tutarliligi hicbir zaman dert etmiyor, dikkat ceken ne varsa bi araya toplayip "en iyisini ben bilirim" havasi estirmeye calisiyor, kanaatimce... Estirsin, kendi bilir, bana ne tabi de, Turk sanat ve dusunsel aktivitesinin kanka, es dost kollama ve "bakin ne yapmis biri, ha siz ilk ben yaptim sayin" sinirlarina dayanip kalmasinda buyuk payi olan insanlardan biri bildigim, ondandir, ozellikle sevmiyorum, maalesef. Nitekim ozgun tavirlara ufakli buyuklu epey gecirmisligi, hatta sinirlarini asip "entelektuel" (turkiye haliyle, yogunlugu resim satici taniyan) cevrenin bir kismini Orhan Pamuk olayinda ters yana yatirmayi becermisligi, tuhaf bir milliyetcilige yoneltmisligi vardir, ki sevmemek bir yana, bildigim kadari bile icimi hoplatiyor.

user posted image


--------------------
"Doğal insan, mantığı olmayan bir hayvandır." - Frank Herbert
PMEmail Poster
Top
kitapsiz
Gönderme: Jun 24 2009, 19:16 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline



Bedri baykama neredeyse cocuklugundan beri hayranim. o türkiyenin dahi cocugudur. onu herkesin anlayamayisini normal karsiliyorum. cünkü onun zekasi alisilmis seviyelerin üstünde.


--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
nonagam
Gönderme: Jun 25 2009, 15:00 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 591
Katılım: 12-March 08
Üye No: 3

Status: Offline


Yani, simdi eserlerini mukemmel kabul etmemek icin ne yapmam gerekiyor? Yuksek zekaya mi sahip olmaliyim? Ortaya bi eser mi cikarmaliyim? Teori mi kurmaliyim?

Ah be abla, ne diyecegimi biliyorsun zaten. Eserin kendisinin bir anlami vardir, yahut yoktur... Eger benim de anlamami istiyorsa oyle bir butunluk kurmak eser sahibinin sorumlulugudur...

Ve benim bildigim, sanat ve felsefe elestiri ile vardir, kotu anlamli anlasilir hep ama "bu su anlama mi geliyor" da bir elestiridir. Estetik hazzi estetik tavir icinde alip sanki duygusal gibi algilamak yaygindir ama, eninde sonunda bilinc isidir ki ortada bir yargi vardir, o da yani, elestiridir. Ve ayni zamanda, evet, "burasi eksik" de "ben bakmayacagim daha fazla" da elestiridir.

Ama pekala, o yoldan gidelim, madem ki cevabin o oldu... Hacettepe Cocuk Bolumu Psikoloji bolumu ile bir haftalik bir munasebet sonucu 12 yasimda 24 zeka yasi belirlenmisligi var, ki kullandiklari sistemce 140 ustu bir IQ`ya denk duser bu. Ayni sistemce normal zeka 90-110 kabul edilir. Yaklasik dokuz yasimda neredeyse kaynaksiz, sadece sallama on ciltlik bir ansiklopedi ile celiski metoduna ve bir iki algi kuramina eristim, hala onlari kullaniyorum, su ara sadece ikisini kaynastirip bir tur genel tez uretme derdindeyim, nitekim halusinasyon korkularimi yenip dogrudan sanata yoneldim o arada, bunu yapmak disinda sansim yok. Kendisi istedigi her tur seviyenin otesinde olabilir, ben ayaklarimi yalnizca kendime dayiyorum, iyinin ve kotunun, azin ve cogun otesinde kalmaya cabaliyorum, umrumda degil kimin nasil goruldugu smile.gif

Eser ve kuram uretimi icin bir miktar vakte ihtiyacim var. Bunu sart kosarsan, bir iki sene sonra donup dediklerimi tekrarlayacagim... Eminim, nitekim sanata tavrimi, hatta dogrudan kuramimi o elestiriyi olusturabilen mantik uzre kuruyorum.

Nasil yapalim simdi?


--------------------
"Doğal insan, mantığı olmayan bir hayvandır." - Frank Herbert
PMEmail Poster
Top
kitapsiz
Gönderme: Jun 25 2009, 16:38 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline



biz senin dahi oldugunu zaten seni anlayamamamizdan birliyorduk nonagam smile.gif

evet, Bedri Baykam senin yasindayken dünya capinda taninmis bir ressamdi. gec kaldin. cabuk ol. smile.gif

ne sanat gösterceksen göster garik. biggrin.gif


--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
nonagam
Gönderme: Jun 25 2009, 21:39 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 591
Katılım: 12-March 08
Üye No: 3

Status: Offline


QUOTE (kitapsiz @ Jun 25 2009, 13:38 PM)
biz senin dahi oldugunu zaten seni anlayamamamizdan birliyorduk nonagam smile.gif

evet, Bedri Baykam senin yaaindayken dünya capinda taninmis bir resseamdi. gec kaldin. cabuk ol. smile.gif

ne sanat gösterceksen göster garik.  biggrin.gif

Abla, seninle ozelde konustugumuz konu buydu zaten.

Kisadan ozetleyeyim, ben neredeyse tesaduf eseri nice`nin (almancasini tutturamiyorum bir turlu biggrin.gif) ust insanini tutturdum dusunmeye basladigimda. Ust insan dedigim, asmis insan degil, bilmem acmam gerekir mi ama, yalnizca fikir duzeyinde var insandir o. Supermen yahut deli basarili falan degil yoksa, bilmiyorum yanlis mi hatirliyorum ama, ubermench`deki uber bizdeki ustunden cok askin anlamindadir zaten. Her neyse smile.gif

Eger o yoldan baska care kalmazsa, ben de, evet, sahsi ideallerimden vazgeciyorum yavas yavas... Lakin asli derdim o degil, birinden iyi olmak degil... Onun cok daha kolay cozumleri var wink.gif etrafina kandirilabilecek insanlari toplayip kandirirsin, olup biter o biggrin.gif Ben sadece fikire fikir gibi yaklasabildigimden emin olmak ve her ne kadar hayrim olursa bu tip anlayisin yayilmasinda etkin olabilmek istiyorum...

Ve evet, Bedri Baykam benim yasimda epeyce taninmisti. O cihetten (eser itibari ile) simdiden sonra o kadarini yapabilecegim de yok, kabul etmek gerekir ki, un sahibi olmak konusunda basarili adam. Lakin benim yasimda teori ile benim kadar ilgilendigini sanmiyorum hic, ki benim asli derdim orasi zaten, sanattan anladigim da dusundurmekten ibaret (bunu da acmam gerekir aslinda, muhtemelen yanlis anlasilacak ama, baska bir vakte artik smile.gif )

Ve zaten, biliyorsun, bostan yere kendimle ugrasmakla 7 sene harcamis durumdayim. Acele etmek konusunda kesinlikle katiliyorum, elimden ne gelirse artik smile.gif

Ve her halde, yine kabul ediyorum ki, ben tek basinadan ote, bulundugum her yerde hakim yaklasimin saldirilarina direnerek dusunmek durumundayim, baska carem yok... O arada bi kac tahta oynamisti bile yerinden, yeni topladim :S Bedri Baykam, aksine, abartili bir destek almis durumda, bu yuzden imreniyorum kendisine, inkar ettigim yok onu. Su var ki, elestirilerimi bundan etkilinmeyecek sekilde, kendi ayaklari yere basar halde kurdugum fikrindeyim, yok kuramadiysam zamanla ortaya cikan her hatayi duzeltmekten mutlu olurum.


--------------------
"Doğal insan, mantığı olmayan bir hayvandır." - Frank Herbert
PMEmail Poster
Top
nonagam
Gönderme: Jun 25 2009, 22:35 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 591
Katılım: 12-March 08
Üye No: 3

Status: Offline



Ben, ozgurce dusunebildigimden olabildigince az kusku duyabilmek disinda, bir basariya ulasabilmis degilim ki abla.

Ve ayrica, resim konusunda yetenekli oldugunu da inkar edebilecek degilim, muhtemelen yine hatri sayilir bir ressam olurdu, epeyce yetenekli her halde.

Ben aslen teorisyenim, sanat pratigini dahi ikinci planda tutarim. Bedri Baykam aslen pratik egilimli... Zaten birbirimizin hayata tavrina biraz "ne yapiyor ki bu simdi" gozuyle bakmamiz dogal, yani smile.gif

Ama sanat ve felsefi eserlerine elestirim, yine, apayri bisi, bunlar ile alakali degil o.


--------------------
"Doğal insan, mantığı olmayan bir hayvandır." - Frank Herbert
PMEmail Poster
Top
kitapsiz
Gönderme: Jun 25 2009, 23:48 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline



basarilar daha senin önünde smile.gif

yasin kac ki daha?

hele bir okulunu bitir. hele bir hayata atil smile.gif basarilar pes pese gelecek. ben bundan kesinlikle eminim smile.gif


--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
kitapsiz
Gönderme: Jul 14 2009, 13:14 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline




‘Sivilleşme’ mi Yoksa ‘İmamlaşma’ mı?

Önce haberlerde gördüğüm kâbus görüntüleri, facebook sayfama içim kanayarak yükledim. Kafaları kaldırım taşlarıyla ezilerek öldürülen masum Uygur gençlerini linç etmek için sokakta ölüm kusan Çinliler, bu son tavırlarıyla ne yazık ki ister istemez herkese, ülkelerindeki hayvanlara reva görülen sapıklıkları da hatırlatmış oldular.

Topkapı’da kendilerine bir misyon tasarlayarak İdil Biret konserine baskın yapıp tehditler savuran grup da, aralarından gözaltına alınan arkadaşları tutuklansa, o kargaşada birini linç edeceklerini açıkça söylemişler. Ardından pazar akşamı da Ankara’da Hürriyet’in önünde eyleme çıkmışlar. Eh, gözaltı, tutuklama filan AKP devrinde salt profesörlere-askerlere uygun bir konum olduğundan, kimi kesimler bu “yemyeşil” ışığı tabii ki böyle değerlendirmeye devam edecekler! Küresel şiddette takım oyunu harika! AKP alkol ve çağdaş yaşam baskısını sözde “legal” ve “siyasi” yollarla sürdürürken, bu sokaktan destek cuk oturuyor vallahi...

Askerleri sivil yargıya devreden “Gece yarısı ekspresi”yle geçen yasayı Gül’ün onaylayacağı, benim gözümde kesindi. Aslında ben bu konuda Gül’den umudu olanlara şaşırıyordum. Bir de Devlet Bahçeli’yi anlayamadım, niye o kadar kızdı Gül’e diye... Tüm ikazlara kulağını tıkayarak Gül’ü Çankaya’ya oturtan ve böylece AKP’nin demokrasiyi toptan devre dışı bırakan dengesiz politikalarının önüne kırmızı halı seren kendisi değil miydi?

Bu yaz günlerinde, halkımız arasında siyasi kötü gidişata çoook üzülenler var. Neden mi? Çünkü önemli diziler tatile girdiler. Futbol tutkusu deseniz, henüz başlamadı. Halkımız “köylü güzeli ağanın oğlu ile evlenecek mi?” ya da “o top gol müydü değil miydi” tartışmalarına kavuşunca, bunları kendisine dert etmez! Zaten medyamızın “demokratik” gülleri, onları “iyi bir şeyler oluyor” diye teskin ettikleri için, bu hayatta stres yoktur. Böylece ülkenin “imamlaşma ” sürecinin adı, AB gözlemi altında “demokratikleşme” olarak yuvarlanır gider. Bu medya soytarıları da, birbirlerini dolduruşa getirerek kendi yalanlarına inanır dururlar. Aslında tabii ki komplocuların son yasayla esas hedefi, TSK’yi felç etmek!

Buyurun uzatmadan durumu özetleyelim: Bu ülkede hiç yaşanmamış bir hayali darbe iddiası sayesinde, yaşanan gerçek gerici darbe örtbas edilmiş oluyor. Taktik o kadar dâhiyane bir çift taraflı silahla donatılmış ki, bu çıkarma sayesinde, yaşanan karşıdevrim sürecinin üzerine gidecek kesimler de anında susturuluyor. Bu şizofrenik ortamda irtica sanki artık serbest de, onunla mücadele edenler de terörist veya darbeci!

Bu senaryoyu kabullenip, müdafaaya çekilen tüm kurumlarımıza da inanın üzülüyorum, kendilerini nasıl bu duruma düşürdüler diye.

Geçen hafta hatırlayacağınız gibi, medyanın “Konuşturacak Atatürkçü bulamıyoruz” iddialarına(!) karşı 50 kişilik bir liste vermiştim. En az bir o kadar daha başka isim olduğunu vurgulamıştım. Öncelikle şunu belirteyim ki bu bir “kim Atatürkçü” listesi falan değil, ben de böyle bir liste çıkaracak resmi makam hiç değilim. O nedenle bana “niye adım yok” diye serzenişte bulunan her biri birbirinden değerli dostlarıma bunu hatırlatmak istedim. Bugün de medyamızın dikkatine ilkiyle hiçbir sınır ve önem sırası olmadığını vurgulayarak 50 kişilik bir liste daha veriyorum. Kendilerini tarikatçıların pençesinden kurtarırlarsa, artık arayabilecekleri 100 isimlik bir listeleri var. Bu isimlerin toplamı kadar daha yeni değerli isimle bu liste genişleyebilir:

Sunay Akın, Kurtul Altuğ, Cüneyt Arcayürek, Seçil Karal Akgün, Sina Akşin, Erendiz Atasü, Banu Avar, Aydın Aybay, Orhan Aydın, Süheyl Batum, Hulki Cevizoğlu, Mehmet Kerem Doksat, Mustafa Dolu, Barış Doster, Mustafa Durna, Oray Eğin, Aysel Ekşi, Tuncay Erciyes, Gökalp Eren, Kamer Genç, Cevat Geray, İsmet Görgülü, Birgül Ayman Güler, Gökhan Günaydın, Fethi Karaduman, Erhan Karaesmen, Ertuğrul Kazancı, Çağatay Keskinok, Tevfik Kızgınkaya, Mehmet Kunt, Mahiye Morgül, Ceyhan Mumcu, Güldal Mumcu, Zeynep Oral, Coşkun Özdemir, Şule Perinçek, Cem Ryan, Şenal Sarıhan, Nur Serter, Doğu Silahçıoğlu, Şükran Soner, Filiz Şahin, Rahmi Turan, Hüner Tuncer, Serdar Turgut, Meriç Velidedeoğlu, Vural Vural, İhsan Yalçın, Tolga Yarman, M. Zülkadiroğlu.



BEDRİ BAYKAM

GÖRÜŞ


Cumhuriyet 14.07.2009


bedri.baykam@gmail.com

www.bedribaykam.com



--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
kitapsiz
Gönderme: Jul 21 2009, 11:38 AM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline






Bolu Valisi, Anıtkabir

ve Sıvacı…


Bu yaşananlar her birimizin gözü önünde oluyor. Olay artık çığırından çıkmış durumda. “Bolu Valisi”, sözde tarafsızlığını unutup, iktidara yaranmak için malum gündem hakkında helal süt emmiş bir vekil gibi konuşuyor. Kimbilir, belki yarın bir kaymakam ve bir sade kent savcısı, Genelkurmay Başkanı’nı soruşturmak üzere nizamiyeden giriş yapacaklar! Olay “imam-türban demokrasisi” çerçevesinde çöküşe geçti. Bu Cumhuriyeti askerler kurdular. Demokrasiyi de onlar getirdiler. Atatürk Cumhuriyeti ilan ettikten sonra yaşarken çok partili rejime sıhhatli bir geçiş denedi, olmadı. 1946’da İnönü döneminde bu adım da gerçekleştirildi.

Atatürk, halka inandı, egemenliği ona devretti. Rejimi ise orduya ve gençliğe emanet etti… Laik demokratik Cumhuriyetin dış ve özellikle iç düşmanlarına karşı o çok iyi bildiğimiz uyarıları yaptı. Egemenliği devrettiği halkın içinde, Şeyh Sait ve Menemen isyanlarını örgütleyenlerin tehlikeli uzantıları olduğunu biliyordu.

Yıllar geçti. Bugün “militarist” olmakla suçlanan askerler, dört kere rejime ayar yaptılar, rotasını kendi doğru bildikleri şekilde düzelttiler. Bu konular hakkında onca kitap yazdık, ömür boyu da yazmaya devam edebiliriz. Ama bir gerçek var: Müdahalelerde hedef “militarizm” olsaydı, askerler geldikleri gün, nasıl gideceklerinin planını yapmazlardı. İsteselerdi demir atıp, anayasaları baştan yazarken, kendilerine padişah yetkileri verip, Ortadoğu’nun veya Güney Amerika’nın militarist rejimleri gibi bir yeni sistem kurarlardı. Dolayısıyla onlara her şeyi söyleyebilirsiniz, ama “militarist” diyemezsiniz.. çünkü bunu yaparsanız gülünç duruma düşersiniz! Bu ordunun önünde her dört müdahalede bir engel var mıydı, iktidarı bırakmamak için?

Neyse geçelim. Ne demiştik? Cumhuriyeti askerler kurdu. Ama artık bu Cumhuriyet hakkında herkes ağzına gelen her şeyi söyleyebilir, kurucusuna en küstah, en saldırgan dille hücum edebilir… Bunlar arasında, “akademisyenler”, imamlar, yolsuzlukçular, Batı’dan sipariş alan gazeteciler, cehalet içinde yüzen bahtsızlar, ne ararsanız olabilir. Bir tek kesimin ise artık yorum yapma hakkı kalmamıştır: Ordu mensupları! Onlar artık son otuz yılda, adım adım geriledikleri noktada, artık medyokrasinin ve “AB”nin denetimi altındalar. En önemli görevleri, artık “irtica” dahil, hiçbir “iç” tehlikeye karşı gözlerini açmamaları. Yakında, daha da “Radikal” bir vali, “Birgün”, ağzını yine bir “Taraf”larda açıp “artık bu TSK’yi dağıtıp, imanlı bir özel güvenlik sistemine geçme ‘Zaman’ı gelmiştir” derse, inanın hemen bu çok özel medyanın “Star”ı oluverir. Espri yaptığımı sanıyorsanız, o “Vakit”, hangi “Yeni Şafak” söktüğünde bunlar başınıza gelecek diye, bekleyin görün.

Atatürk bu Cumhuriyeti Ordu ve gençliğe emanet ederken, ülkeyi yönetecek olan siyasi ve bürokratlara hiç mi hiç güvenmediğini açıkça ifade etmiş… Herkesin neredeyse ezbere bildiği “Gençliğe Hitabe” veya “Bursa Nutku”nu, burada bir milyonuncu kere yazmanın anlamı yok. Ama bir metin daha var: Anıtkabir merdivenlerini çıktıktan sonra, içeride sağda yukarıdan aşağıya, duvarda yer alır. 29 Ekim 1938’de Atatürk, ağır hastayken, ölümünden kısa süre önce askere şunları söylüyor:“…Türk vatanının ve Türk camiasının şan ve şerefini, dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük milletimizin tam bir inan ve itimadımız vardır…”

Son yaşananlardan sonra birkaç saptama kaçınılmaz hale geldi. Birincisi, bu cümlelere baktığımızda, sık sık ifade edildiği gibi, ele avuca hiçbir şey gelmeyen “Ergenekon” davasında yaratılan gülünesi ortamın mantığına göre, şaka değil, Atatürk gerçekten “1” numaralı sanıktır. Çünkü, mesela Bolu Valisi, bu duvar yazısından hemen nem kapıp, Ata’yı ihbar etmeye kalkışabilir!

En iyi çözüm, acil olarak o duvarın bir takibata uğramadan sağlam bir sıvacıya devredilmesi ve o sözlerin hiçbir zaman “söylenmemiş” farz edilmesiyle Vali ve benzer hassasiyetleri olan Savcıların sakinleştirilmesidir. Zaten Atatürk devrimlerinin bir Çin işkencesine paralel yöntemlerle yok edildiği şu günlerde, o duvarı Anıtkabir’de sergilemenin günümüzde herhangi bir gerekçesi kalmamıştır. Demeçlerine bakılırsa, iktidar ve muhalefetin üzerinde anlaştıkları tek konu da herhalde budur!


BEDRİ BAYKAM

GÖRÜŞ

Cumhuriyet 21.07.2009


bedri.baykam@gmail.comwww.bedribaykam.com



--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
kitapsiz
Gönderme: Jul 28 2009, 12:00 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline




Hadi Uluengin’in Acıklı Durumu!


Hürriyet’te gerçekten acıdığım biri var. Köşeye sinmiş, fırsat kollayarak Atatürkçülüğe çamur sıçratmaya çalışan, üzücü bir karakter. Olaylara farklı açılardan bakan onca değerli yazar var aynı gazetede... Ama hepsi kendi işini yapar, kendi yazısı ve araştırmasıyla ilgilenir. Eleştirisini de mizahla veya mantıkla veya çelişkileri açığa çıkararak yapan insanlardır bunlar.

Hürriyet’e yakışmadığına inandığım Hadi Uluengin ise dar bakış açısıyla, vaktini sürekli olarak 2. Cumhuriyetçi çizgiyi korumaya ve laik Cumhuriyetçi yurtseverlere saldırmaya harcar. Çünkü misyonu bundan ibarettir. Bu çukura düşenlerin iflah oldukları ne yazık ki görülmemiştir. Çünkü nankörlük bir yaşam tarzı olunca, o kişiyi artık “peygamber” gelse kurtaramaz. Hele bir insanda kendisine üç kuruşluk eğitim şansı yaratmış Aydınlanma devrimine inkâr başladıysa…

Büyük pencereden etrafı süzerek algılayamamak büyük faturalar getirir. Mesela Uluengin 1994’ün 24 Aralık’ında erken uyanan Noel Baba gibi bir havalara bürünmek isteyip, 2. Cumhuriyetçi liboşların ilk partisi, gözlerinin nuru Yeni Demokrasi Hareketi’ni borazanla desteklemek için “Haydi Bastır YDH” başlıklı makaleler döşenmiştir. Sonra ne mi olmuştur? Yüzde 40 alacağı söylenen YDH, yüzde 0.4 alarak iki virgül hatası kadar bir yanılgıya neden olmuştur, malum sazan balığı çevrelerinde.

Uluengin, o günlerde de bana hep saldırdı, daha sonra da... Geçen perşembe yine aynı zavallılığıyla şahsıma ve Cumhuriyet gazetesine çemkirmiş.

Bakın itiraf edeyim, bu düzeysizlik konusunda Uluengin’e çok az rakip çıktığını görmüşümdür Türkiye’de. Uluengin, bana aklı sıra gerçekleştirdiği her siyasi sataşmada, cehaletine aldırmadan sanatçılığıma da çamur sıçratmaya çalışır. O alay diye koyduğu satırları, bugün en ciddi müzelerin duvarlarında, (sergilerim dünyanın farklı ülkelerinde sürekli açılırken) en saygın ifadelerle yer aldığı zaman, Hadi’ye sıkıntıdan sivilce çıkartmak düşer. Zavallılığın derecesini ölçebiliyor musunuz? Fikir tartışmasında baş edemediği insana çamur atabilmek için, sanatını karalamaya çalışmak!

Uluengin’in nesini düzeltsem ki? Aslında etik duruş, üslup ve aile terbiyesinden başlamak lazım, ama bunlar için çok geç. Kelime oyunları ile kimlik karartması yapmaya çalışan, zehir saçarken kendi kalçasını ısıran, daha önce hakkımda yazdığı mide bulandırıcı bir yazı nedeniyle Basın Konseyi’nden ihtar alan, ama yine de uslanmayan bir yazara ne denebilir ki?

Çünkü ona, kare kafası ve betonlaşmış beynini aşıp mesela Portekiz’de 1970’lerdeki Karanfil Devrimi’nin niteliklerini, ya da 1960 Devrimi’nin getirdiği demokrat, insancıl ve özgürlükçü ortamı, ya da farklı algılama biçimleriyle 28 Şubat’ın ülkeyi nasıl bir uçurumdan geri çevirdiğini, hiç işine gelmeyen detayları aktarmamı isterseniz, yapabilirim. Ama hiçbir işe yaramaz!

Sözde demokrasi âşığı olduğu söylemiyle kahramanca “militarizm ve darbelere karşı direnen” Hadi dostumuz, sivil faşizmin teokrasiyi getirebilmek için hangi dereden kaç kova su getirdiğini, hangi gazetecileri zindanlarda çürüttüğünü, hangi ihalelere hangi tosuncukları plase ettiğini görmez, göremez. Bulanık beyninin önüne oportünist bir çelik perde inmiştir çünkü. “Demokrasi mi? ‘Hadi’ ordan” derler adama!

Ama ben gerçek demokrat olduğumdan, Hadi için “Aman bırakın yazsın” derim. Derim ama bütün takım arkadaşları yandaş basına yamanmışken, Hürriyet’te Hadi, en iyi ihtimalle çorbada kıl gibi duruyor! Ve yıllardır yaymaya çalıştıkları “Militarist Ordu” palavrasını iki cümleyle yerle bir ettiğimde, elinden oyuncağı alınmış şımarık çocuklar gibi ağlıyor. Çünkü o anda tüm sermayesi uçup gidiveriyor!

TSK bu Cumhuriyeti kurdu ve en demokrat sivil altyapıyla çok partili rejime devretti. Hiçbir zaman da yönetimi elinde bulundurmaya çalışmadı, tam tersine bundan hep ısrarla kaçındı. Hadi, demokrasiye TSK’nin onda biri kadar düşkün olsaydı, her gün demokrasiyi yok etmeye çalışan güçlere karşı direnmeye de bir yudumcuk cesaret gösterirdi! Malum takım saf gençleri ve dünya kamuoyunu “Darbeci Ordu” masallarıyla oyalarken, ülke ortaçağ girdabına sürükleniyor. Hadi’ye gelince, bir yazarın bu kadar demode klişelerle bir ömür geçirebilmesi gerçekten düşündürücü!




BEDRİ BAYKAM

GÖRÜŞ

Cumhuriyet 28.07.2009



--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
Enfeksiyon
Gönderme: Jul 28 2009, 12:32 PM
Quote Post


Advanced Member
***

Grup: moderator
Mesaj: 543
Katılım: 25-September 08
Üye No: 164

Status: Offline


Bu yazıyı en çok YDH'yi hatırlamamı sağladığı için sevdim... Neydi o öyle sahiden...Ülkenin entellektüllerinin bir kısmı, para babası bir şımarık oğlanın ardına takılmış, kendilerini rezil etmişlerdi... Düşünsenize ülkenin geleceği hakkında ahkam kesen(halende kesiyorlar, arsızca) bu zevat, boş zamanlarında kutup ayısı avlayan, baba parası ile bulunduğu yere gelmiş, halktan tamamen kopuk ve onun hakkında bir halt bilmeyen, işin garibi ağızı laf bile yapmayan bu zengin çocuğunun peşine nasıl takılmıştı... Varacakları noktanın mutlak hüsran olduğunun farkında da değillermiydi... Tamam parayı verenin düdüğünü çalacakları daha Özal devrinden belliydi de bu kadar salak durumuna düşmeleri kaç paraya mal olmuştu onu merak ediyor insan...


--------------------
Hiç bir yerin tam ortasındayım
PMEmail PosterUsers Website
Top
kitapsiz
Gönderme: Jul 28 2009, 16:47 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline


QUOTE (Enfeksiyon @ Jul 28 2009, 10:32 AM)
Bu yazıyı en çok YDH'yi hatırlamamı sağladığı için sevdim... Neydi o öyle sahiden...Ülkenin entellektüllerinin bir kısmı, para babası bir şımarık oğlanın ardına takılmış, kendilerini rezil etmişlerdi... Düşünsenize ülkenin geleceği hakkında ahkam kesen(halende kesiyorlar, arsızca) bu zevat, boş zamanlarında kutup ayısı avlayan, baba parası ile bulunduğu yere gelmiş, halktan tamamen kopuk ve onun hakkında bir halt bilmeyen, işin garibi ağızı laf bile yapmayan bu zengin çocuğunun peşine nasıl takılmıştı... Varacakları noktanın mutlak hüsran olduğunun farkında da değillermiydi... Tamam parayı verenin düdüğünü çalacakları daha Özal devrinden belliydi de bu kadar salak durumuna düşmeleri kaç paraya mal olmuştu onu merak ediyor insan...


enfeksiyon,

ben bu olayi bilmedigim icin, metroya bakan möküz gibi hissettim simdi kendimi biggrin.gif

YDH nin ne oldugunu ögrendim ama anlattigin olay bana yabanci.


--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
Enfeksiyon
Gönderme: Jul 28 2009, 19:00 PM
Quote Post


Advanced Member
***

Grup: moderator
Mesaj: 543
Katılım: 25-September 08
Üye No: 164

Status: Offline


Kısaca özetleyeyim de sen de hatırla... Efendim bu 2. cumhuriyetçi takımının evveliyetına bakmalıyız önce...Malumunuz Türkiye'nin ilk müslüman Cumhurbaşkanı Özal, taa başbakanlığından itibaren etrafında bir şakşakçı basın ordusu oluşturdu... Apayrı kökenlerden gelmiş, ortak özellikleri sadece ve sadece "aç" olmak olan bir sürü gazeteci ve yazar, örtülü ödenek beslemeleri ile liberal kimliği altında buluşup, tonton, karizmatik, hem muhafazakâr, hem ilerici, abuk sabuk bir kahraman yarattılar Özal'dan... Ama yarattıkları kahraman bir zaman sonra halkın gözünden düşüp, bir de fişi çekilince işsiz kaldılar... Artık aydın olarak kimliklerini yitirip, besleme yazarlığı kendilerine pek yakıştırdıklarından yeni sahip aramaya başladılar bir süre... Sabancı'dan Koç'a kadar kimse tasmalarını tutmaya razı olmayınca, Cem Boyner de karar kıldılar...
Cem Boyner kim mi? Efendim şöyle anlatayım... Beymen, Altınyıldız gibi kalbur üstü markaların yaratıcısı ve sahibi Osman Boyner'in oğlu... Robert kolej ve Boğaziçi mezunu... Paranın satın alabileceği herşeye sahip bir adam... Elini attığı herşey altına dönüşmekte o yıllarda bu komprador çocuğunun... Bir de politikaya elimi atayım diyor, yukarıda saydığım aç köpeklerin gazıyla... Cengiz Çandar'ından, Mehmet Altan'ına bütün liboş takımı bu prensten, bir halk kahramanı yaratmaya çalışıyorlar ama nafile... Harcanan onca emek ve paraya rağmen Cem efendi'nin karizması yetmiyor... İlk seçimde uğradıkları hezimet öylesine büyük ki, liboşlarımızın hepsi köşelerine çekiliyorlar bir müddet...
Cem sultan para kazanmak, safariler gibi günlük uğraşlarına dönerken, olayı uzaktan izlemekte olan büyük düşünür Fethullah bir el atıveriyor bizimkilere ve hepsini kendi bünyesinde topluyor... Böylece liboşlarımız bir kez daha sahipsiz kalmayıp her devrin adamı olmayı sürdürüyor...
İşte böyle... Pek bir geniştir liboşların siyasi yelpazesi... Parayı veren düdüğü çalar... Para biriktirmekteyim bende, sıkı çalışırsam bir Mehmet Altan alamasam da, bir Hadi Uluengin alabilirim belkim kendime... wink.gif biggrin.gif


--------------------
Hiç bir yerin tam ortasındayım
PMEmail PosterUsers Website
Top
kitapsiz
Gönderme: Jul 28 2009, 19:16 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline



cok iyi aciklamissin Enfeksiyon. tesekkürederim.


--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
mistral
Gönderme: Jul 28 2009, 19:48 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 4451
Katılım: 12-March 08
Üye No: 2

Status: Offline


QUOTE (Enfeksiyon @ Jul 28 2009, 16:00 PM)
Kısaca özetleyeyim de sen de hatırla... Efendim bu 2. cumhuriyetçi takımının evveliyetına bakmalıyız önce...Malumunuz Türkiye'nin ilk müslüman Cumhurbaşkanı Özal, taa başbakanlığından itibaren etrafında bir şakşakçı basın ordusu oluşturdu... Apayrı kökenlerden gelmiş, ortak özellikleri sadece ve sadece "aç" olmak olan bir sürü gazeteci ve yazar, örtülü ödenek beslemeleri ile liberal kimliği altında buluşup, tonton, karizmatik, hem muhafazakâr, hem ilerici, abuk sabuk bir kahraman yarattılar Özal'dan... Ama yarattıkları kahraman bir zaman sonra halkın gözünden düşüp, bir de fişi çekilince işsiz kaldılar... Artık aydın olarak kimliklerini yitirip, besleme yazarlığı kendilerine pek yakıştırdıklarından yeni sahip aramaya başladılar bir süre... Sabancı'dan Koç'a kadar kimse tasmalarını tutmaya razı olmayınca, Cem Boyner de karar kıldılar...
Cem Boyner kim mi? Efendim şöyle anlatayım... Beymen, Altınyıldız gibi kalbur üstü markaların yaratıcısı ve sahibi Osman Boyner'in oğlu... Robert kolej ve Boğaziçi mezunu... Paranın satın alabileceği herşeye sahip bir adam... Elini attığı herşey altına dönüşmekte o yıllarda bu komprador çocuğunun... Bir de politikaya elimi atayım diyor, yukarıda saydığım aç köpeklerin gazıyla... Cengiz Çandar'ından, Mehmet Altan'ına bütün liboş takımı bu prensten, bir halk kahramanı yaratmaya çalışıyorlar ama nafile... Harcanan onca emek ve paraya rağmen Cem efendi'nin karizması yetmiyor... İlk seçimde uğradıkları hezimet öylesine büyük ki, liboşlarımızın hepsi köşelerine çekiliyorlar bir müddet...
Cem sultan para kazanmak, safariler gibi günlük uğraşlarına dönerken, olayı uzaktan izlemekte olan büyük düşünür Fethullah bir el atıveriyor bizimkilere ve hepsini kendi bünyesinde topluyor... Böylece liboşlarımız bir kez daha sahipsiz kalmayıp her devrin adamı olmayı sürdürüyor...
İşte böyle... Pek bir geniştir liboşların siyasi yelpazesi... Parayı veren düdüğü çalar... Para biriktirmekteyim bende, sıkı çalışırsam bir Mehmet Altan alamasam da, bir Hadi Uluengin alabilirim belkim kendime... wink.gif biggrin.gif

O takıma her devrin adamı Mehmet Barlas'ı da ekleyelim bence...
Özal'a yaptığı yalakalıklar daha dün gibi aklımda...


--------------------
Boşuna kendinizi kandırmayın; sürekli yaptığınız şey neyse siz osunuz...

Aristo

PMEmail Poster
Top
kitapsiz
Gönderme: Aug 4 2009, 15:55 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline




Tarih, Artık Mesainizi İstiyor…


Cuma gece yarısı Facebook chat’de Murat Varol soruyor, “Balbay’ı serbest bırakmışlar, doğru mu? Gerçekgündem sitesi yazıyor.” Hemen siteye bakıyorum gerçekten öyle bir haber var. Heyecanla gazeteyi arıyorum. Böyle bir bilgi ulaşmamış. TV’leri geziyorum umut içinde… Hayır, lanet olasıca, aptalca bir asparagastan ibaretmiş…

Ortam gittikçe daha sinir bozucu! HSYK üyesi Ertosun basın toplantısı yapıyor, adama şeriatçı basın olmadık yöntemlerle provokatif saldırıya geçiyor. Densizin biri çıkıp tiksinç bir şekilde uluorta “Ergenekon Terör Örgütü, ETÖ”den söz ediyor. HSYK’ye yapılan hükümet baskısı artık “ayyuka çıktı” dediğimizde, çok hafif kalıyor. Yandaş basın da bu ahlaksız operasyonun suç ortağı rolünde, her noktada işi militanca çomaklıyor. Gazeteciden başka her şeye benziyorlar...

Hafta içinde büyük bir acıyla Sevgili Demirtaş Ağabeyimizi yüreğimize gömdük. Bakın, size bir sahne: Bir masa düşünün, Çiçek Pasajı’nda: Duayen abimiz Muammer Aksoy konuşuyor. Uğur Mumcu rakısıyla gülümseyerek dinliyor… Yanında Emre Kongar, onun yanında Ankara Bürosu’ndan Mustafa Balbay ve onun yanında Alev Coşkun … Masanın başında o sade gülümsemesiyle İlhan Abi oturuyor. Ümit Zileli ve benim yanımda Demirtaş Abi, Sevgili Sirmen ve Erol Manisalı, Perinçek’le kadeh kaldırırken Hikmet Çetinkaya, Coşkun Özdemir ve Mustafa Ekmekçi’ye fıkra anlatıyor. Başkentin klas aydını, Ahmet Taner Kışlalı ve İbrahim Yıldız kulak misafiri oluyorlar, bir yandan öbür başta Muammer Hoca’yı Tuncay Özkan’ın yanında dinlerken…

İşte bu sahneyi bal gibi yaşayabilirdik; hiçbir gerekçe yoktu aksi için… Ama yaşayamadık. Evet, ecel bazı isimleri olağan yollarla ebediyete taşıdı. Ama bu takımın üçte biri yobazlar tarafından katledilirken üçte biri de şimdi “devir” değiştiği için (!) Atatürkçülükten içerideler. Bu bir koca kâbus! Seyredenlere yazıklar olsun.

Bakın kâbusun içinde başka neler var, bugüne dönersek: Mesela Kanal Biz’e, Kanal B’ye, Ulusal Kanal’a veya Art TV’ye reklam vermekten korkan zavallı ve kişiliksiz işadamları var. Ülkesini savunmaktan âciz işadamcıkları. Servetleri yüz milyar dolar olsa ne yazar, kalp ve beyinleri aynı anda yok olduktan sonra? Bu insanlar; diplomaları nereden gelirse gelsin, ister Cambridge, ister Sorbonne, sınıfta kaldılar. Atatürk onlarla gurur duymuyor. Hem de isterlerse yüz bin kişiye iş sağlamış olsunlar. “Ekonomi yürüsün, laik Cumhuriyet çökse de olur”. Kalıbınızdan utanın ve artık kendinize gelin.

Dik durmayı bilen yazar, ressam, tiyatrocu, çiftçi, öğretmen, mimar, mühendis çıkıyor da niye “koca işadamları” arasından bir “büyük insan” çıkamıyor?

Artık “mış” gibi sürdürülen mücadelenin bir kenara bırakılması lazım. “Adammış” gibi davranmak yetmiyor, adam olmak gerekiyor. Atatürkçülüğü, anayasanın değişmez maddelerini, laikliği, halkı savunmak için mesaisinin en az üçte birini her gün bu işe yatıracak cesur kadınlar ve erkekler aranıyor! Var mısınız ringe çıkmaya?

Yeni parlayan bir “programcı” var, “Ulusalcı”. Aylar önce Ankara’da bir mitingimizde kendisini konuşmacı ilan ettiler. Gelemedi! Ya yolu bulamadı ya da trafiğe takıldı(!) Bu da yetmedi, geçenlerde Darwin kuramı aleyhine durup dururken makale yazdı… Niye mi? Bilemiyorum, tespit etmekle yetiniyorum. İnsanlar o kadar yoklukta “adam gibi adam” görmeye susamışlar ki herkesin üstüne atlayıp neredeyse iki günde heykelini dikecekler…

“İşte bu ahval ve şeraitte dahi” bizler dayanışmamızı bozmamaya ve yere sağlam basmaya mecburuz. Artık bu mücadelede başarının tek çıkar yolunun, CHP’nin kapılarını açıp solda birliği sağlayıp yürümek olduğunu genç–yaşlı, köylü-kentli herkes görmeli. Hâlâ aynı gemiye dolup aynı sepete oy vermeye gitmezsek, gerçekten yuh olsun bizlere!

Bakın sürekli çeşitli partiler açılıyor ya da “açıldı açılacak” diye balonun gazı ile oyalanıyoruz. Hatırlar mısınız, Ali Haydar Veziroğlu’nun Barış Partisi vardı, milyarlar çöpe gitti. Ya da Metin Akpınar parti açıyordu, Yaşar Nuri Öztürk de “Başkan” sıfatıyla “partisi” adına konuştu durdu… Herkese söylüyorum: Bırakın artık bu saçma bölme senaryolarını!

CHP’nin kapılarını ardına kadar açmak ise bizlerin hem hedefi, hem de kaçınılmaz başarısı olacak. Ama her şey size bağlı, başka hiç kimseye değil. Yeter ki bunu unutmayın!


BEDRİ BAYKAM

GÖRÜŞ

Cumhuriyet 04.08.2009




--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
kitapsiz
Gönderme: Aug 25 2009, 14:35 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline




Obama, Türkiye ve Atatürkçüler...


ABD’nin, Türkiye’de kredisinin 40 yılda nerelere düştüğünü görmemek imkânsız. Kennedy cinayetinde tüm Türkiye’nin nasıl ağır bir dram yaşadığını, bugün yaşı 60 ve üstü her Türk bilir. Kore Savaşı ayrı bir sayfa. Ama 1960’lardaki Vietnam Savaşı’ndan Irak katliamına kadar yayılan tüm süreç, her adımda bilinçli dünya kamuoyunu ABD karşıtı haline getirdi. Dünyayı Nazizm felaketinden kahramanca kurtaran “kovboylar”, düşünmeyi bilen her insanın hedefi oldular.

Obama rüzgârı dünyada bu anti-Amerikan dalganın önünü ciddi şekilde kesti. Hatta neredeyse mazlum ülkelerin vatandaşları, tekrar soru işaretli de olsa, dünyaya bir umutla bakmaya başladılar. Obama’ya, sağ-sol demeden açılan kredi, ülkemizde pek izdüşümünü bulamadı. Gerek İslamcılar, gerek sol, zaten Amerikalıların iflah olmaz faşistler olduğunu, ABD’nin hiçbir şekilde değişemeyeceğini ve Obama’nın da bir kukladan ibaret olduğunu savunarak, yeni başkanla da her şeyin aynı kalacağını protestolarla yaymaya devam ettiler.

***

Ben ise bu sütunda Obama’ya açık bir mektup yayımlayarak, ona beyaz bir sayfa açmamız gerektiğini, ama bu sayfayı lekesiz tutmanın Obama’nın en zor ödevi olacağını savundum.Şimdi başka ağır olumsuzluklar var: Örneğin Irak savaşı kalıntılarının sorumluluğuyla karşı karşıya olan Obama’nın, kendisini AKP hükümetiyle iyi geçinmeye mecbur hissettiğini, bu uğurda önüne sunulan BOP’un uzantıları doğrultusunda, Irak’ın geleceğini şekillendirirken, Türkiye’de de Güneydoğu ile ilgili malum “açılım”ları zorlama konusunda ağırlığını kullandığını görmemek mümkün değil. Dolayısıyla gerek Türkiye’nin ödünsüz laiklik anlayışını, gerek üniter devlet yapısını zayıflatacak bu girişimlere Atatürkçülerin artan haklı büyük tepkiler vereceği ortada...

Bu olumsuz tablo karşısında “Türkiye ne yapacak” diye sormuyorum. Çünkü Türkiye, AKP neye “he” derse onu yapacak! “Bizler ne yapıyoruz” diye sormak daha yerinde... Ortada bir ABD gerçeği var. Sevseniz de, nefret etseniz de değiştiremezsiniz. ABD’ye savaş ilan edecek haliniz yok. Peki, “Kahrolsun Amerikan emperyalizmi!” diye protesto mitingleri yapmak bir işe yarıyor mu? Bugüne kadar pek görülmedi! Üstelik herhalde hedefiniz şu korkunç senaryo olacak değil:

“Obama ile bir şey değişmez. ABD yine Ortadoğu’da şöyle sivil yerleşimleri bombalasın da, keyifle bir protesto mitingi yapalım.” İstanbul’da akşam maç seyretmek için dağılacak protestoculara iş çıksın diye, kim sivillerin bombalanmasını isteyebilir? İşte “Obama ile hiçbir şey değişmez” diyen insanlara ilk yanıt bu. Obama’nın, oylarına yaslanarak başkan olduğu halk kesimi, hiçbir Bush katliamına izin vermez. İstanbul’da rahat hayatlarını yaşayan insanların “Bu fark çok önemli değil” demeleri çok egoist ve acımasız bir yorum. Çünkü o bombalar düştüğü yeri yakıyor.

***

Geçen hafta Pentagon’un Pakistan’da gerçekleştirdiği operasyon bile her insan için bir dramsa, Obama’nın bu tepkiler karşısında yarın İran veya başka bir ülkeye savaş ilan edemeyeceği ortada. Bu da muhteşem bir fark. Hedefimiz ABD’nin başka savaşlar çıkarmasını önlemek olmalı, yeni protesto gerekçeleri bulabilmek değil. Ayrıca bu yörede “yanlış ata oynama”nın bedelinin de yüklü olacağı hatırlatılmalı. Atatürkçülere de bir hatırlatma: “Yurtta sulh, cihanda sulh” ne demek? “Tavrını beğenmediğiniz ülkeye saldırın” mı demek? Yoksa “fiili kavga ve gerginlikleri diyalogla çözün” mü demek? Biz Atatürkçülerin, ABD’ye, analizlerinde ciddi hatalar yaptığını, Türkiye’nin ancak sosyal demokrat bir yönetim ve üniter bir devlet yapısıyla bölgede güçlü olacağını anlatmamız ve inandırmamız lazım. Çünkü alternatifimiz olmadığı gibi, Atatürk’ün o tarihi cümlesi de yalnız bu diplomasi kullanımı gereğine işaret ediyor.

Ben teslimiyetten değil, tam tersine, ABD’nin rotasını değiştirmekten söz ediyorum. Bu arada kimse bana emperyalizmle mücadeleyi öğretmeye kalkmasın. 2003’te savaşla beraber “ABD gibi bir stratejik ortak istemiyoruz!” kampanyasını ben başlatmıştım. Bugün ise konu, Amerika’da iktidarın rengi değiştikten sonra, bin bir iç ve dış dengeyi gözetmeye mecbur Obama’ya doğru mesajları ulaştırabilmek. Aksi taktirde tezgâhlanan trajedi, onarılmaz hasarları beraberinde getirecek...

BEDRİ BAYKAM

GÖRÜŞ

Cumhuriyet 25.08.2009




--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
kitapsiz
Gönderme: Sep 1 2009, 12:56 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline





Atatürk’e Küstah Saldırılar Artarken…

Böylesine kritik bir dönemde insan 30 Ağustos kutlamalarında yaşananları uzaktan izlerken bir yandan da ülkenin her gün gerilen nabzını tutmaya çalışıyor.

İnternetten gazeteleri okumaktan daha da etkili olan iletişim, Facebook’tan vatandaşların tepkilerini izlemek… Listemdeki arkadaşların çoğunun Ankara’daki coşkulu törenleri izlerken gözleri yaşarmış…

Şu anda da yine bu paylaşım sitesinden Cem Karaca’nın “Resimdeki Gözyaşları” şarkısını üst üste dinleyerek bu makaleyi kaleme alırken benim de içimi her türlü duygu kaplıyor… Nostalji ve direnç arzusu, yaşama dürtüsü. Geçmiş yıllarımız o kadar güzeldi ki, her eski Türk filmindeki o sokakları ve insanların yobazlıktan uzak hallerini gıpta ile seyrediyorum.

Her ne kadar Facebook arkadaşlarım bana “link”i attılarsa da bu hafta Fenerbahçe maçını izleyemedim. Aslında iyi de olmuş, o heyecana dayanamazdım. Ama geçen hafta Diyarbakır-Fenerbahçe maçını bu internet maç nakli dünyasının kralı “Justin TV”den izledim. Maçı ve yaşanan kepazelikleri kenara koyalım, başka bir üzücü vurgu yapacağım sizlere: Yayın sürerken sağ yanda izleyenlerin birbirleriyle yaptıkları anonim chat’ler var. Ömrümde bu kadar açık yazılı küfrü bu rahatlıkla birbirine edebilen genç insanlar ne gördüm, ne de duydum. Yobazlar, bölücüler ve Kemalistler arasında geçen bu dalaşın ürkütücü yanı, olayların tırmanış hızı konusunda fikir vermeleri. Mustafa Kemal’e salyaları akarak saldıran beyni yıkanmış güruhun pervasızlığı, nankörlüğü had safhada. Ayrıca içleri rahat çünkü, nasıl olsa karşı taraf onların Allah’ına veya Peygamber’ine saygılı davranmaya devam edecek. Olsa olsa müdafaada kalacak! Yine tek yönlü bir linç çabası! “Benim büyüğüm Saidi Nursi şimdi de Feto” diyen, gücünü bu referanslardan alarak basıyor küfrü Ata’ya… Ne o? “Maç seyrediyorlar sanal ortamda”. Pardon? Duyamadım… “1 Eylül Dünya Barış Günü” mü dediniz?

***

Dünyada “Bu ülke nereye gidiyor” sorusunu bu kadar kaygıyla soran bizden başka herhalde bir tek Iraklılar vardır. Belki buna İranlıları da ekleyebiliriz ama, onlar hiç olmazsa sahte de olsa bir Molla rejimi toslamışlığı içinde bir girdaba kapılmış gidiyorlar. Irak doğal olarak savaş ve ABD işgali sonrası senaryoların ürkütücülüğü içinde kâbuslar görüyor.

Ama inanın hiçbiri bizim ülkemiz kadar “Olağan görünüm” altında, panikletici sel suları ile karşı karşıya değil. Bir yandan sahtekârca ve kalleşçe bölme senaryoları, Atatürkçülüğü tasfiye etme planları, bir yandan damardan magazin kültürü… İnanın bu 30 Ağustos ve “Sancak gösterme” fiili, hakkında birçok yurtsever çok şey hissetti ama herhalde hiçbirimiz Silivri’de bu anları yaşayan ve masumiyetine tüm hücrelerimizle inandığımız can dostlarımız kadar o pazar gününü hissedemedik!’ Onların orada ödedikleri bedel, hepimiz adına aydınlanma bedelidir. Gerçek demokrasi bedelidir. Onların hukuk önünde aklanıp çıkacakları an, hepimizin yeniden doğacağı an olacaktır. Buna inanıyorum ve onlara en içten dayanışma ve sevgi duygularımı yolluyorum. Adalet hızla doğruları bularak kamuoyunu rahatlatmayı başarmaya mecburdur. Yoksa daha “Oğlumu Ergenekon fabrikasına kapatıp kafasına özel yöntemlerle fikirler sokmuş olabilirler” diye zırvalama hakkını kullanan insanların ciddiye alınıyor göründüğü bir ülkede, kamu vicdanı bu travmayı unutmaz.

Her ne kadar bu yakışıksız Cumhuriyet saldırıları karşısında şu anda elimiz kolumuz bağlı görünse de, siyasi sorumluluklarımız konusunda çok kritik bir sonbahara giriyoruz. Her birimiz artık şikâyet etmeyi, egoizmi, aramızda hesaplaşma hastalıklarımızı bir kenara bırakıp “Nasıl tek vücut olarak bir dahaki seçimleri kazanabiliriz?” onu düşünmeye ve bu fikre odaklanmaya mecburuz. Kendini “sosyalist-Kemalist-sosyal demokrat” olarak tanımlayan herkes, kendi arasında farklar arama hastalığını yenip günün gerçeklerini görmelidir. Örneğin bu konuda her sivri insanın Tarık Akan’ın gösterdiği “aklıselim”in derinliğini algılayabilmesi ve kendine uygulayabilecek kadar uçurumu görmesi lazımdır…

Bugün Amerika’dan Türkiye’ye baktım. Önümüzdeki hafta, sergim bu perşembe Berkeley de Alphonse Berber Galerisi’nde açıldıktan sonra, son genel ABD izlenimlerimi sizinle paylaşacağım…




BEDRİ BAYKAM

GÖRÜŞ
Cumhuriyet 01.09.2009




--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
kitapsiz
Gönderme: Sep 15 2009, 12:18 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline




Doğan Grubu Ve Risk Üzerine


İki önemli haber vardı hafta sonu: İlki DYH’ye verilen 3 milyar 755 milyonluk “yeni” ceza, ikincisi ise arkadaşımız Gökhan Ecevit’in Ergenekon davasından nihayet tahliye edilmesi…

İkincisinden başlamak istiyorum. “Atatürkçü” olmak suçsa, boğazına kadar bu suça batmış olan bir insandır Gökhan Ecevit! Değilse, neden aylardır özgürlüğünü kaybettiğini, ne kendisi anladı ne de bizler. Arada dertleşmeye çalıştığımız eşi de anlamadı… Bir insanın özgürlüğü bu kadar ucuz mu? Geç de olsa bu tahliye adaletin tecellisi yönünde bir adımdır. G. Ecevit’e hoş geldin diyoruz ve tüm toplumun aydınlanması adına verilen bu mücadeledeki dik duruşu ile onu tekrar kutluyoruz.

Doğan Grubu’na verilen ceza, demokrasi adına tabii ki korkunç bir leke. Ama neden şaşırdıklarını anlamadım… Bakın, ortada malum bir mücadele var. Doğan Yayın, Doğan Grubu içerisinde, kendini herhalde artık herhangi bir “şirket” olarak görüyor. Siyasetteki ağırlığını anlamayan, olaylara “Aman iktidarla her şeye rağmen iyi geçinelim” temennileriyle kâr-zarar hesapları yapan bir şirket…

Bu cezaya karşı, “New York Times” şunu yazmış, CNN şöyle yorumlamış, geçiniz efendim. Erman Toroğlu’nun dediği gibi “La Fonten’den Masallar(!)”. İnsan önce kendisiyle hesaplaşacak!

Ortada, “gitmek üzere programlanmamış” farklı bir hükümet var. Bunu görmezseniz, başınıza gelecek her şeye razısınız demektir! Hürriyet’in böyle bir ortamda yaptığı çeşitli “oportünist” “koordinatörlük” transferleri, yakıştı mı? Türkiye adına savunduğunu söylediği kendi yayın ilkelerine uydu mu? Ortada yaşanmış bir Sabah-atv ihalesi skandalı var. Neden rezaleti durdurana kadar bunu beş gün manşet yapmıyorsun? Türbanlı eşi olmayan hiç kimsenin AKP bürokrasisinde bir yere atanmadığı komedisini neden sekiz sütundan manşet vermiyorsun? İlhan Selçuk, Balbay ve tüm diğer arkadaşlar, kamuoyu vicdanını hiç ikna etmeyen sebeplerle gözaltına alındığında veya tutuklandığındaki manşetlerin seni tatmin ediyor mu? DYH yazarları, yöneticileri içeri alınsalar, “dışarıdakiler” o cılız tepkiyi verseler, ne hissederdiniz?

***

Şimdi Türkiye Bekir Coşkun olayı ile çalkalanıyor. Coşkun, doğrusunu yaptı. Emin Çölaşan’ın başına gelenlerden sonra korku filminin gerginliği karşısında kovulmayı beklemedi. Hürriyet’e sunulan “10 kişilik liste” kavram olarak ayyuka çıktı. Coşkun’un sözlerinden “elebaşı”nın Oktay Ekşi olduğunu çıkardım! İsteyene de gerisini sayabilirim. Ama bunlar detay… Mühim olan baskılara karşı dimdik durup duramamak! Tabii ki Emin Çölaşan’ın sözleri geliyor aklıma. Şöyle diyordu Emin: “Aydın Bey’e kaç kere anlatmaya çalıştım. Kimsenin baskısına mecbur değil! Gücünün farkına varsın yeter ki. İki manşet atsa ortalığı sallar!”

Kim bunun aksini söyleyebilir ki? Hürriyet ve Milliyet istese, tartışılmaz verileri ana sayfalarında üç-dört gün dolaştırsalar, ülkenin gündemi değişir. Ama ne var ki DYH öyle yanlış seçimler yapıyor ki! Aydın Bey’in önce şunu anlaması lazım: Hani fıkralarda olduğu gibi “uçaktan ağırlık atmak gerekecek” diye diye sırayla insanların seçilip atılması misali, bu yöntemle “Hadi Emin’i atalım, hadi sıra Bekir’de, hadi şimdi…” diye diye uçak falan kurtulmayacak, yok öyle bir şey! Bir “business”i kurtarmanın yolu da bu değil!

Ben “oh olsun” falan diye yazmıyorum bu satırları. Deli değilim. Tam tersine doğruları son saniyede bile olsa DYH artık görsün diye yazıyorum.

Yaşam bir satranç oyunudur. Zamanlamanı doğru hesaplayamazsan, yapacağın hamlenin de bir değeri kalmaz. Durumu panikten okuyamazsan, o şartlarda baskıyı kurana esir düşersin! Korkunun ecele faydası yoktur. Gençlerin, “Susma sustukça sıra sana gelecek” sloganlarını umursamaz edalarla küçümsersen, o mitingleri haber bile yapmazsan bir gün sıra sana gelir…

Rahmetli babam Dr. Suphi Baykam, böyle durumlarda ünlü bir atasözünü hatırlatırdı: “Zor oyunu bozar.” Bugün oynanan kirli oyunu bozacak “zor” hâlâ Aydın Bey’in elinde… Ama kendisi diğer yolu seçip “uzlaşma”(!) umutlarıyla “yük atmaya” devam ederse, o uçaktan atılacak son kişi ne yazık ki kendisi olacak…

Aydın Bey, bugün Çölaşan’a sütununu iade ederek durumunu tamire başlayabilir. Ya da en ölümcül riski alarak, uçaktan adam atmalar ve sansürlerle tarihe gömülür, yok olur.




BEDRİ BAYKAM

GÖRÜŞ
Cumhuriyet 15.09.2009





--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
kitapsiz
Gönderme: Sep 29 2009, 13:37 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline





CHP, Sarıgül ve Halkın Beklentileri...

Bakın, Türk solunun yaşadığı kendine has tıkanmalar, umutlar, CHP, Sarıgül hareketi ve diğerleri… Bütün bunların, bizi kuşatan onca gerçek insanın yaşam serüvenleriyle o kadar ilişkisi var ki…

Örneğin aylardır, yüzlerce çağdaş öğretmen veya sanat eğitimcisi bana yazarak şikâyetlerini ortaya döküyorlar. Uğradıkları haksızlıklar, çıkmayan tayinler, meslekten bezmeleri için kurulan tuzaklar, her biri dehşet verici. İşte aldığım sayısız şikâyetten birinin satırları: “Kendi ülkemde okuluma, işime zarar veriliyor. Bunlar bana haksız ceza vere vere yıpratıp meslekten atacaklar. 7 senedir buradayım, ama sürekli beni eziyorlar, durum acil. Hakkımızı aradığımız için sürülüyoruz. Geldiğim günden beri işyerindeki cahil müdürlerden başıma gelmedik kalmadı.”

İşte özet! Halkımız artık sabrının son demlerini yaşıyor. Sevgili genç, Atatürkçü eğitim kadrolarımız, en zor durumda olan kesimlerden. Ama öğrencisi de, memuru da, çiftçisi de, köylüsü de, işsizi de aynı durumda. Türkiye artık uçuruma yuvarlanışın son sınırlarına geldi: 12 Eylül sonrası Ecevit’in sola yaptığı ihanetin bedelini ödeyerek son nefesini vermek istemiyor. Halbuki bu ülkede, solun iktidar olması mümkün!

Bu sütunda, 9 Haziran 2009 tarihinde “İşte Sihirli Formüllerim Sayın Baykal” başlıklı makalemle CHP’nin nasıl birinci parti olacağını etraflıca anlattım. İşin özeti şu: 2003 Kurultayı’nda utanç verici antidemokratik sınırlara geriletilen CHP tüzüğünün çok acil olarak yenilenerek, halka kapılarını açan bir partinin kusursuz hukuki altyapısı haline getirilmesi lazım.

Düşünün ki, 2011’de seçim var. CHP de 2010 yılında, partiyi seçime taşıyacak kadrolarını ve seçime katılma yöntemlerini belirleyecek, bu kritik kurultayda alacağı kararlarla, Cumhuriyet ve CHP tarihinin en tehlikeli virajını alacak… Ya da alamayacak!

Türkiye’de bugün, CHP kendi demokratik devrimini yapmazsa, eski tas eski hamam taktiklerle 2-3 isimle göz boyama yöntemleriyle yetinirse, aramızda “Bu parti iktidar olabilir” diye bahse girecek kaç kişi var, söyler misiniz?

Önümüzdeki seçimlerde CHP, bu iflası defalarca kanıtlanmış yolu seçerse, laik Türkiye Cumhuriyeti’ni ateşe atan son gaf olur. Buna “evet” diyen her CHP’li de, adı ve sıfatı ne olursa olsun, bu suça iştirak etmiş olur.

Bu nedenle, birkaç aydır CHP tüzüğünün uğraması şart olan somut değişimler için son metin çalışmasını yürütüyorum. Bu çalışmayı ciddiye almayan her CHP’li, 2011 seçimlerinde alınacak nihai mağlubiyette, vebalin en büyüğünü taşımış olur.

Gelelim Sarıgül hareketine: Sarıgül, “Sihirli Formüller” tüzük çalışmamı mercek altına alıp, o doğrultuda tüm açılım kanallarını hazırlamış. Tabii Baykal’ın “hikâye” gözüyle baktığı ve hiç ilgi göstermediği bu “Demokratik Devrim” maddeleri, esasında işin kilit noktası. “Yemeyenin malını yerler” misali, CHP iktidarı için büyük emeklerle hazırladığım bu formüller kullanılmazsa başkası da onu alır, istediği şekilde sahiplenmeye kalkar! Ama Sarıgül “gençlere ve kadınlara açılım” ve “Genel Başkan’ın tüm üyelerce seçilmesi” gibi maddeleri o çalışmamdan alıp, ilk madde olan “Solda bölünmelere son verilecek, birleşme için her diyalog sağlanacak” şartını es geçtiği zaman, hem bindiği dalı kesiyor, hem de o çalışmanın temel başarı hedefleriyle ters düşüyor. O salondaki coşku, Türkiye’deki rüzgârıyla ister yüzde 3 alsın, ister yüzde 30 alsın, Baykal’ın veya Sarıgül’ün yüreği buna hangi hakla dayanıyor? Tabii Sarıgül burada karşı tarafın herkese “duvar” örmesinden söz edecek, haklı olarak... Peki, Baykal Türkiye tarihinin en yaşamsal seçimine koşarken, geçmiş bölünmelerden hiç mi ders çıkarmayacak? Bırakın yüzde hesaplarını, CHP’ye gelmesi gereken tek bir oyun bile başka yere kaymasını, şu anda ülke kaldırabilir mi? Yüzde 9’da kalacak bir sol partinin faturası, Cumhuriyetin kendisi olur! Ben Baykal’ın koltuğunda otursam, şu şartlar altında, partim dışında noktalara kayabilecek tek sosyal demokrat-Atatürkçü oy yüzünden gece uykularım kaçar, o kişileri birleşmeye ikna etmeyi “olmazsa olmaz” hedef olarak koyarım!

Bunu yalnız Baykal’ın değil, Sarıgül ekibinin de düşünmesini istiyorum. Ülkenin içine sürüklendiği şu yoz ortamda, 2011 seçimlerinin bir “sol içi hesaplaşma”ya dönüşmesi, Türk halkına yapılacak en büyük ihanet ve hakaret olur.



GÖRÜŞ

BEDRİ BAYKAM
Cumhuriyet 29.09.2009


--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
kitapsiz
Gönderme: Oct 6 2009, 13:57 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline




Sanata, ‘Huysuz’a, Gençliğe, İnternete Saldırı!


Şu tesadüfe bakın ki, AKP kanallarından görevlere atananların büyük bir kısmının sanatla hep sorunu var. Ya galerilerden resim indiriyorlar, ya ülkenin her yerinde taşlarda “muzırlık” arayarak heykellere savaş açıyorlar ya da okul kitaplarının samanlı basımlarında, Delacroix’nun “Özgürlük Halka Yol Gösteriyor” yapıtında ağır tahrik buluyorlar. Saymakla bitmez bu dengesizlikler.

Şimdi sanata karşı açılan bu sinsi savaşa boyut atlatmak istiyorlar. Abdullah Gül’ün Yıldız Teknik Üniversitesi’ne atadığı rektör, hem de ders yılı başladıktan sonra, kalkmış Sanat ve Tasarım Fakültesi’ni YTÜ’nün Beşiktaş Yıldız Kampusu’nun dışına, Davutpaşa’ya sürmeye karar vermiş!

Bugün, salı sabah 11.00’de müsaitseniz sizi YTÜ’nün giriş kapısının önüne bekliyoruz. Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin (UPSD) Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı olarak, yönetim kurulu ve sanatçılarımızla beraber YTÜ’nün Sanat ve Tasarım Fakültesi öğretim üyeleri ve öğrencilerine destek vererek bu saldırıya yüksek sesle ‘dur!’ diyeceğimizi belirtirim… Lütfen gelin ve meydanın boş olmadığını herkese gösterin.

Sanki her gün yeni bir kurnazlık veya yeni bir küstahlıkla sabrımız test ediliyor. Mesela sistematik bir şekilde, hinoğluhin kesilen bazı alçaklar, ülkenin her yerinde, caddelerden, spor merkezlerinden “Atatürk” ismini kaldırıyorlar. Atama bekleyen sanat eğitmenlerimizin durumuna geçen haftaki yazımda değinmiştim. Onlara ve “F Tipi” olmayan sağlam MEB kadrolarına, her türlü eziyet çektiriliyor.

Tam RTE’nin dilediği şekilde geçen AKP kurultayı, “tek aday, tek lider” “demokrasisiyle” (!) gerçekleşti. PM’de en çok oyu alanlardan Davutoğlu ne diyor biliyor musunuz? “Türkiye’de yedi yıldır Cumhuriyet reforme ediliyor”. Atatürk’ü, laikliği, basın özgürlüğünü, demokrasiyi yok etmenin adı “reform”muş! “Türban demokrasisi” reformu. Ya da “türbana hoşgörü, geri kalan her şeye cop” reformu!

Polis ve korumaların, IMF’ye karşı olan gençlere hangi Avrupa demokrasisi standartlarında “hoşgörü”(!) gösterdiklerini haber kanallarında izleyebildik.

***

Hoşgörü dedik de… Yobazlaştırılan ve anayasaya karşı uygulamalarla her gün antilaik bir yaşam tarzına itilen ülkemde, RTÜK denilen İslami yaşam tarzı bekçileri, kalkıp öpüşmelere, diyaloglara, dekoltelere kafayı takmış durumda; aklını yitirmiş bir ihtiyarlar heyeti gibi, ülkenin sanatına ve “sosyolojisine” saldırıyor. Size ne Huysuz Virjin’den? Yoksa Huysuz’dan da tahrik olmayı mı başardınız! Huysuz Virjin’in her şeyden önce bir “Komedi Programı” olduğunu da mı anlayamadınız? Bu halkın onun esprilerine bayıldığını da mı göremediniz? Aslında görmüşsünüzdür de siz “gülen insan” istemiyorsunuz… Siz salya sümük ağlayan Gülen’ler istiyorsunuz, hepsi bu…

Hadi RTÜK’e yükleniyorsunuz da… İyi de, bu ülkenin yönetmenleri, prodüktörleri, aktörlerine ne demeli? Tüm dünyaya rezil olacak şekilde, tele-vizyonlarda yerli yabancı her aktörün ağzındaki sigara “mozaiklenerek” sansür ediliyor ve bu sanatın yaratıcıları, bu saldırı karşısında suspus olmuşlar, deli saçmalığını kabullenmişler. Sinemamızın her bireyi, her derneği ve prodüksiyon şirketlerine sesleniyorum: Nasıl kabul edersiniz bu utanç dışı uygulamayı? Fransa’da alay konusu olduğunuzu biliyor musunuz? Kusura bakmayın ama, bu tecavüzü seyrettiğiniz için, bu komedi tarihine geçecek uygulama kadar, siz de suçlusunuz.

O zaman gitsinler, müzedeki resimlerden de portrelerin ağzından sigarayı siyah boyayla sansürlesinler bari! Hadi bir denesinler de ressamların tepkisini görsünler. Farkı ne!

Ama, İslami yaşamı dayatma hastalığı, tabii internetle sınırlı kalmıyor. Önceki gün Avcılar’da “parkta içki içiyorlar” diye polis saldırısına uğrayan gençlerden biri, darp edildikten sonra “beyin kanaması” teşhisi ile hastaneye kaldırıldı! Emniyet Müdürü Sayın Çapkın, buna ne diyecek, çok merak ediyorum!

Evet, sevgili 2. Cumhuriyet tosuncukları, radikal AKP akademisyenleri, türban demokratları, bu özgürlük çöküşünden mutlusunuz değil mi? Bakın: İnternet siteleri de üst üste sudan sebeplerle kapatılıyor. Dolaşan dedikodular, şimdi de Facebook’u kapatma girişimleri olacağını söylüyor… Bu halk, koyunlaşmaya devam edip böyle bir “nihai nefes kopuşu”nu da izlerse gerçekten yazıklar olsun!


BEDRİ BAYKAM


GÖRÜŞ

Cumhuriyet 06.10.2009




--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
kitapsiz
Gönderme: Oct 20 2009, 17:10 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline




Bienali Eleştirmek Yasak mı?


11. İstanbul Bienali yine kentin kültürel hayatının çekim noktasını oluşturdu bu sonbahar. Sonuçta herhangi bir sosyal buluşmada “Bienali gezdin mi” sorusuna cevap verirken buna “hayır” demek, biraz “hor görülmeyi” beraberinde getireceği için, bu etkinliği zor da olsa gezmeye çalıştı birçok sanatsever.

Bundan 5 sene önce, küratörlük (tek seçici!) sistemini eleştirmek için bir sergimizde AKM’ye 41 canlı koyun getirmiştim. Sanatçılara sorduğum soru şuydu: Bunlar gibi, çobana muhtaç bir koyun mu olmak istersiniz, yoksa bağımsız bir sanatçı mı?” Olay ciddi polemik yaratmıştı. Bu sefer ise, İstanbul Bienali’ni Hırvatistanlı WHW üyesi dört kadın küratör düzenlemiş olduğu için bu “ekip işi” sayesinde, tek başına kimse öne çıkmadan olay kotarılabildi. Konu başlığı “İnsan Neyle Yaşar?” olan bu büyük buluşma, genellikle Balkanlar, Kafkasya ve (eski) Doğu Avrupa’nın yaşadığı geçmiş veya taze travmalara yoğunlaşan bir sergi olmuş. İstanbul’un “zamansızlık” krizlerinin ortasında, tek bir yere gitmek bile özveri isterken, biri büyük (Antrepo) diğerleri küçük (Tütün Deposu ve Feriköy eski Rum Okulu) üç mekâna yayılan bienali gezmek iyice zorlaşmış.

Zamanla yarışan mütevazı insanlar, 40 ülkeden gelen 70 sanatçının işlerini hızla gezmek durumunda kalıyorlar. Çok az sayıda izleyici 15 ya da 30 dakikalık videoları baştan sona izlemeye girişebildi. Asılı diğer “iş”lerin önünden de genellikle yavaş yavaş yürüyerek geçiliyor. Bu arada gördükleri “sanat eserleri”nden de, samimi olarak genelde çok etkilendiklerini sanmıyorum. Çünkü dünyada artık “Bienal sanatı” diye adlandırılabilecek olgu, belirli “kod”lara uymak durumunda olan, fazla sürpriz taşımayan, küratörlerin disiplin anlayışı ile “terbiye edilmiş aslan misali steril bir sanat” görünümünde.

Bu kodlar çerçevesinde, büyütülen HER fotoğraf, videosu çekilen HER düz konuşma ya da sokak, geniş bir projeksiyonla bir bienal duvarında belirdiği anda çok havalı duruyor. Bunların önünden resmi geçit yapan halk ise, bu parçalanmış hatta kristalize, hatta atomistik bilgi-estetik ve kavram sağanağından nasibini alırken, anlayamadığı şeyler varsa -yanlış anladıkları hariç, genellikle çoğu- üzerindeki medya bombardımanının etkisiyle suçu mütevazı bir şekilde kendi üstlenip, “kendi çıplaklığımı ele vermeyeyim” diyerek, ziyaret turları hasbelkader sona erebilirse, “beğendiğini” söyleyerek işin içinden sıyrılabiliyor.

***

Peki, Türkiye’ye bienal ne getiriyor? Bienal genel olarak, Türk sanat ortamı ile pek ilişkide değil ve bienale hep “dışarıdan” bakılıyor. Bienal, ünlü Türk sanatçılarından uzak durduğu gibi, genç kuşağın “yerleşmeye başlamış” kesimini bile “teğet” geçiyor! Ama şöyle yan faydaları var: Halk sanatla ilgileniyor ve o günlerde sanat ortamında herkes galerisinde özel bir şeyler gösterip duruyor. Bienalin ilk üç gününe yayılan partilerde, “önemli” ziyaretçilerle tanışmayı becerenler, onları kendi ortamlarına hasbelkader çekip “Avrupa’ya bir şans bileti” almış oluyorlar!

Üretilen politik eserler, (1987’de “siyaset ve sanat karıştırılır mı” diye bienalde beni ayıplayanlar vardı!) yani neredeyse şimdilerde hepsi, “ulusalcı” ve “Kemalist” olmamak kaydıyla sergilerde bulunabilirler. Hele Erkan Özgen’inki gibi, “Ne Mutlu Türküm Diyene” deyişini aşağılıyorsa, özel vurguyu hak ederler. Bienalde ana tema, Doğu Avrupa’nın içindeki Sovyet baskısını ruhtan atabilme sendromlarına dönüşmüş. Bunun ötesinde mesela Doa Aly’nin “Harika Yürüyüşlü Kız”ının o nefis melodiyle uyumunu ve oyuncunun zarif, seksi ve yumuşak geçişlerini beğenirseniz, hemen kaçın, çünkü “out” olursunuz. Çünkü günümüz, her anlama gelebilecek simgeler eşliğinde, beyin oyunlarıyla farklı okumalar tetikleyip, sanata “benzeyen” düz bienal sanatı üretmek, estetik aramak değil!

Sorun şu: Ortada, içeriksiz haber-övgü yazıları dışında, olayı kuşbakışı siyasi, sosyal ve kültürel olarak sorgulayan “eleştirmen” yok. Biri hariç. O da çeyrek asır önceden çıkıp geldi: Emin Çetin Girgin’in önemli ve özgür bienal eleştirilerini okuyun. http://emincetingirgin.blogspot.com/

Son not: Feriköy Rum Okulu’nu gezerken, “çok çekici” bulduğum bir işe tam “giriyordum” ki, kolumdan çekip durdurdular. Meğer orası, bekçi dairesinin kapısıymış...


BEDRİ BAYKAM


GÖRÜŞ

Cumhuriyet 20.10.2009





--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
kitapsiz
Gönderme: Oct 27 2009, 14:24 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline





Sanatçıların Yok Sayıldığı Ülkede ‘UPSD Yasa Tasarısı!

Geçen hafta başkanı olduğum UPSD (Uluslararası Plastik Sanatçılar Derneği) Türkiye Ulusal Komitesi olarak, Yönetim Kurulu üyelerimizle beraber bir basın toplantısı yaptık ve “Güzel Sanat Eserlerinin ve Eser Sahiplerinin Desteklenmesi ve Korunması” hakkında oluşturduğumuz yasa taslağını kamuoyuna ve üyelerimize duyurduk.

On aydır yasal danışmanımız Sn. Av. Hatice Doğan’la beraber sürdürdüğümüz bu çalışmayla, yıllardır fazlasıyla ihmal edilmiş, hatta yok sayılmış Plastik Sanatlar alanında süregelen boşluğu doldurmak ve sanatçıların sahipsiz olmadıklarını göstermek istedik. Bu taslak, tabii ki bir nihai yasa metni değil. Yalnız TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, onun aracılığıyla tüm parlamentoya sunulan sanatçıların sesi. Doğal olarak bu taslak için, Ana Muhalefet Partisi’nden de destek isteyeceğiz. Peki, bizler saf ve ülkeyi tanımayan insanlar mıyız? Yani Atatürk ve İnönü’nün ölümünden sonra hiçbir devlet adamının sanata ciddi şekilde eğilmemiş olduğu, hâlâ devletin tek modern sanat müzesi bile dikememiş olduğu bir Türkiye’de, sanatçıların bu yasa tasarısı taslağını ortaya koymuş olmaları, sanki her şeyi değiştirecek miydi?

Geçen hafta hükümetin bankalara da duyurduğu “KOSGEB” tarafından destek verilecek işletmelerin sektörleri genelgesinde, bu uygulamanın “dışında” kalması gereken alanlar arasında, bakın neler yer aldı:

‘‘Sinema filmi, video yapım, çekim sonrası faaliyet ve gösterimi”, “Ses kaydı ve müzik yayıncılığı”, “Gösteri Sanatları ve onları destekleyici faaliyetler”, “Sanatsal yaratıcılık faaliyetleri ve sanatsal işletmeler”(!)

İşte Türkiye böyle net çizgilerle “sanata destek vermeme”yi teminat altına(!) almaya çalışan bir ülke konumundayken, bu taslağın parlamentoda ne kadar şansı olabilir diye soruyor insan! Bunun da tek yanıtı var aslında: En uygun olmayan koşullarda bile, her şeyden önce adım atarken “niyet etmek” lazım. Peki, taslakta özetle neler var? Dört-beş ana başlığa ayırabiliriz aslında önerilenlerin ruhunu:

- Yurtdışında açılacak sergiler için sanatçıların masraflarının yarısının TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından karşılanması, tüm sanat eserlerinin yurtdışı giriş-çıkışlarının tarihi eser olmadıklarının kanıtlanmasıyla bu kategori dışında tamamen serbest bırakılması, her türlü bürokratik zorluğun terk edilmesi.

- Genç sanatçılara çalışıp yaşayabilecekleri işlikler açılması, onlara bu ilk sanat yıllarında, sanat eseri karşılığı maddi destek verilmesi, onlarla ilgili ödüllü büyük sergiler düzenlenmesi ve ciddi tutarlar karşılığında bu yapıtların devlet koleksiyonuna alınması.

- Gerek yaşlı ve desteğe gereksinimi olan sanatçılara, gerek tüm sanatçılara sosyal güvenlik sağlanması, yaşlı sanatçıların tahsis edilecek Sanatçı Konuk Evleri’nde kalabilmeleri,

- Yeni yapılan her büyük kurumsal binada, bina değerinin yüzde 2’si oranında sanat eseri satın alınması ve bu eserlerin bir kurul tarafından belli üst kriterlerle saptanması… Tüm sanatçıları kapsayan ödüllü dev sergiler yapılması ve Devlet Sanat Koleksiyonu’nun ciddi ele alınması.

- Piyasaya yapılan müdahalelerle sanatta KDV’nin indirilmesi, müzayede evlerinin sanatçıların değerleriyle tek yanlı ve keyfi olarak oynayamaması, sanatçıların ikinci el ve sonrası satışlardan yüzde 5 telif hakkı almaları,

- Tüm kurulların oluşumunda, TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı, UPSD, Eleştirmenler Meslek Örgütü AICA, akademisyen ve küratörlerin beraberce yer alması ve böylece dengeli ve konuya hâkim, gerçek yetkili kişilerle tüm kararların alınması.

Yasa Tasarısı Taslağı’nı hazırlarken, konuyu özellikle kısa ve anlaşılır tuttuk. Şimdi bu konunun takipçisi olmak herkesin görevi.


BEDRİ BAYKAM

GÖRÜŞ

Cumhuriyet 27.10.2009


--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
kitapsiz
Gönderme: Nov 3 2009, 23:27 PM
Quote Post


Administrator
***

Grup: Admin
Mesaj: 10423
Katılım: 12-March 08
Üye No: 1

Status: Offline





“Islak” İrtica Belgesi mi Dediniz?


Tüm hafta “ıslak imza” ile yatıp kalktık. Adı “gazeteci” olan bir sürü kuru gürültü, o kanal bu kanal gezip bomboş laflarla, zeki görünmeye çalışarak üç para etmez korkak yorumlarıyla halkı uyuttular.

Adamın biri, mesela imza taklit makinesini kullanıp, Başbakan’ın imzasıyla “Esas hedefim, kayıtsız şartsız Atatürk Cumhuriyeti’ni kurutmaktır” diye yazıverse, ortaya da gizli şahit olarak geliverse, Başbakan istifa edecek mi? Ne güzel, sen dört ay elinde “belge” kuluçkaya yat… Ardından işareti alınca, bunu ortaya yine imzasız dışkı gibi bırak kaç!

Bir kere bu muhbir gerçekten bir subaysa, Genelkurmay Başkanı olsam, bu adamı bulmadan binadan kimseyi çıkartmam. Çünkü bunun aksi, TSK’nin sonu demektir. Bu kadar komik bir belge, ancak Şarlo filmlerinde olur. Hiçbir rütbeli subay böyle bir dosyaya o adı verir mi? Sözde ispiyon, bu kadar mı sığ zekâlı?

Tabii “medya”mızın ruhu çoktan vefat etmiş olduğundan, bu konuları irdeleyemiyorlar. Mantıkları şöyle: Bir gizli ses kaydı hükümete hizmet ediyorsa, hemen “siz onun nasıl elde edildiğine değil, içeriğine bakın” diyorlar. Ama tam tersine, son günlerde yaşadığımız gibi ters yönde, hükümet aleyhine bir bilgi akışı varsa, hemen “bunlar delil kabul edilemez, bunu yayımlamak ahlaksızlıktır” gibi yorumlar! İşte ben buna 1. sınıf gazetecilik derim! Her Ergenekon fısıltısını manşet yapıp Aydınlık dergisinin yayımladığı bomba kasetleri yayımlayamayan her yayın yönetmenini hasretle öperek tebrik ederim!

Lütfen hafızanızı şöyle bir geriye sarın: Aylardır tartışılan Ergenekon ve “ıslak” belge konuları gündeme geldiğinde, kaç kişiden işin özü hakkında yorum dinlediniz? Cumhuriyet yazarları dışında bir elin parmağını geçmez! Şu haber kanallarının “bir şeyinde inci var” muamelesi yapıp her an konuşturduğu süper zekâlar size hiç şunları dedi mi: “Arkadaşlar, ülkeyi Anayasa Mahkemesi tarafından antilaik eylemlerin odağı olduğu kanıtlanmış bir parti yönetiyor. Bu konuyu dağıtıp, oku ters çevirmenin tek yönü şu yaşananlar. Hele böyle bir ‘belge’, bu komik isimle ortada gezdiği zaman, sanki ‘irtica ile savaşmak’ suçmuş gibi bir hava doğuyor. Halbuki irtica, anayasaya ve siyasal parti kanunlarına göre suçtur ve aynen bölücülük gibi, TSK’nin kabul edemeyeceğini 1800 kere açıkladığı kırmızı çizgilerin içine girer. Böyle bir belgeden, sanki ‘TSK uyuşturucu ticareti yapıyor’ denmiş gibi bir suç delili(!) çıkarmak için, bu ülkenin resmi olarak İranlaşma sürecini tamamlamış olması gerekir! Burada yapılan kurnazlık, bu ‘irtica ile mücadele’ görevinin, ‘darbe’ sosuna bandırılmış olmasıdır. Bu kıvrak zekâ hareketiyle, ‘darbe’ kötü ve yasak olduğuna göre, ‘irtica ile mücadele de kötü ve gereksizdir’ gibi bir sonuç çıkartılmıştır ortaya. Bu bir tuzaksa, en büyük getirisi budur! İşin büyümesinin esas nedeni, TSK’nin içine itildiği ‘müdafaa’ psikolojisinde, ‘irtica’ ile mücadelenin değişmez ana görevleri arasında yer aldığını söylemekten kaçar hale gelmiş olmasıdır. Konu bu belgeye dayandığı zaman TSK’nin önce ‘bu belgeyi ben yazmadım, sahte ve zekâ özürlü bir belgedir. Ancak Atatürk’ün ordusu olarak irtica ve tarikatlara karşı mücadele ettiğimiz tartışılmaz verilerdir. Bunları birbirine karıştırmayın. Belge bir siyasal rant aracıdır, ama bizim duruşumuzu değiştirmez’ demesi lazımdı. Medya ve AB baskısı altında TSK bunu söyleyemediği için, gereksiz yere müdafaa hattına sıkışıp kalmıştır. Unutulmamalıdır ki, ülkenin esas gündemi, dinci faşizmin her geçen gün demokrasiyi yok etme çabasıdır.”

Yine geçen hafta, ülkemiz ve İran arasında göz yaşartıcı yakınlaşmaları acı acı gülümseyerek izledik. Nihayet İran İslam Cumhuriyeti’nin öve öve bitiremediği bir Başbakanımız olmuş! İki ülke, kendi aralarında TL veya riyal, ortak para kullanacaklarmış! Bence yetmez! Aynen Avro gibi bir İslami bölgesel para da basabilirler! Zaten demir paralarımızda, o İslami motiflere alışmaya başlamadık mı? AB ile yaşanan kopukluk, Suudi ve Katar prenslerine verdiğimiz abartılı önem… “Van Minit” çıkartması ile birleşince, hükümetimizin artık rotayı İslami Büyük Doğu’ya çevirdiği anlaşılıyor… Hatırlayın son kitabımın adını, “AKP Ekspress: Avrupa Biletiyle Tahran’a.” Kâhin miyim ne? Bu kadar “AB Şampiyonu AKP” korosunun ortasında, “Kemik” romanımda 11 Eylül’ü önceden gördüğüm gibi, bunu da aynen okumuşum!



BEDRİ BAYKAM

GÖRÜŞ

Cumhuriyet 03.11.2009


--------------------
Türklerin kutsal kitabı NUTUK`tur

user posted image
PM
Top
0 Kullanıcı bu konuyu okuyor (0 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

Topic OptionsSayfa: (2) [1] 2  Reply to this topicStart new topicStart Poll


 

Lo-Fi Version
   Script Execution time: 0.1241    12 queries used    GZIP Açık
Son işlem tarihin: A minute ago